İlk Kamp Deneyimi

İlk kamp deneyimi

Kamp işi bizden sorulur diye bir başlık atsa mıydım acaba?  İki yaşıma kadar yazları çadırda geçen günleri pek hatırlamıyorum, ayaklandığım andan itibaren bir su kuşu olduğum, her fırsatta denize kaçtığım anlatıldı hep. Beyaz çadır bezinin sonraları babamın emektar arabasına güneşlik olduğunu da hatırlıyor gibiyim. Geride kalan sevgili büyüklerim hala anlatır o günleri, hem de ne keyifle… Şimdi ben de ilk kamp deneyimi yazıyorum buraya. Benden sıkı kampçı olur mu? Uzaktan belli olmuyor, göreceğiz bakalım…

Doğayı keşfet kampı

Doğanın içinde, kuş sesi ve yeşille dolu birkaç gün geçirmenin yollarını ararken fırsat önümüze geldi. İnstagram çok aktif olduğum, ağırlık verdiğim bir mecra değil ama bazen de çok işe yarıyor. Hem doğa hem dost meclisi bir arada 2do içeren hap gibi bir hafta sonu yaşadık kızımla birlikte. 2do doğa ve dostluk oluyor, kamp şart değil elbette, bana hep en iyi gelen şeylerdir.  Doğayı keşfet kampı ile hem İstanbul!a yakın hem de doğal güzellikler ve adrenalin sporları bir arada kamp macerası yaşadık. Düzce lokasyon olarak İstanbul ile Ankara’nın tam ortasında bir yer. Kamp, trekking, rafting ve dahası dediler biz de hemen kayıt olduk. Aslında aileye dahil olduk da denebilir, çünkü gezgin, idealist bir anne baba ve çocukları bizi Kamp organizasyonu ile misafir ettiler:) Kırmızı görünen linklere tıklayınız lütfen, çünkü kamp ve gezi notları tam arşivlik.

Doğayla baş başa kamp

Sabah serinliği, çiğ tanesi, kamp neşesi…

Kamp yapmak için en önemli şey nedir?

Kamp yapmak için öncelikle istekli olmak gerek bence. Islandım, çamura battım, böcek gördüm, uyuyamadım, telefon da çekmiyor diyecekseniz yeterince istekli değilsiniz demektir. O zaman hiç heves etmeyin, doğada konfor yok huzur var. Kamyon arkası yazısı gibi oldu ama doğru. Kamp ekipmanı seçerken dikkat edilecekler listesi burada. Daha önce hiç kamp yapmadıysanız mutlaka tecrübeli seslere kulak verin derim. Bir adet uyku tulumu ve mat dışında ekipmanımız yoktu ama Kamp Organizasyonu, biz hallederiz deyince sırt çantamızı doldurup gittik. Şehir ile kırsal farkını biliriz de uygulamaya gelince önemsemeyiz. İstanbul yanıyor, gece ne kadar serin olabilir diyerek sadece bir hırka almayın. Çocuğunuz da olsa kimse uyku tulumunu paylaşmak zorunda kalmasın.

Çadır kurmak da kolaymış:)

Kampa varır varmaz, herkese bir selam verip çadırımızı kurduk. Daha doğrusu dikkatle kamp başkanımızı dinledik. Son model, full aksesuar çadırımız hemen kuruldu. Böyle bir yuva hissi:)  Kendi başına kurabilir misin derseniz, kuramazsam ayıp olur derim. Çadırı kurmak kolay da, nereye kurmalı nelere dikkat etmeli hepsi üstteki paragraftaki linkte. İşin ehli anlatmış, link benden tıklamak sizden. Kampın ilk etkinliği temel kampçılık atölyesiydi, ateşin etrafına dizildik pür dikkat dinledik. İlginç bilgilerden aklım da kalan, sırt çantanıza bir çıngırak asın siz yürüdükçe tıngırdasın, köpeği ile dolaşan bir sürü çobanı mesajı verir bu ses ve davetsiz misafirleri caydırabilir. Sırt çantası kampçının vücudunun bir parçası gibi, gereksiz doldurmayın yolda kalmayın. Çadırın kapısını açık bırakmayın! Aklıma geldikçe burayı güncellerim.

Doğayı keşfet kampı, trekking

Trekking bizim işimiz pozu verdik grupça:)

Kamp arkadaşlığı başka oluyor gerçekten, buradan hepsine selam olsun. Trekking sırasında Yunus Bey’in çektiği bu karede önde halay, arkada hiphop sırasıyla herkeste bir ahenk yok mu? Doğaya uyumun bir değişik versiyonu da bu… Zaten yürümeye hele tabiatın içinde yürümeye bayılırım, çok keyifli bir rotaydı. Asma köprüden geçtik. Bakışlar ileri, ortadan, dengeli… Nerede ateş yakılmaz onu konuştuk mesela, tam ağacın altı olmasın lütfen. Kışsa yağmuru karı, düğer zamanlar ateşin dumanının ağacı kavurması riskine dikkat. Eveeet şu yukarıda görmüş olduğunuz dereye geldik, Fatih Hocamız haydi geçiyoruz dedi. Yalın ayak sülüktür, böcektir, kaygandır biraz tehlikeli. Paçaları sıyırıp düşmeden geçtik, ne tatlı bir serinliği var suyun. Ancak yatana kadar paçalarım kurumadı o kötü oldu. Ama hocamızın üstü başı aynı, pantalonunun diz fermuarlarını açıp, paçalarını çıkarıp cebine koydu.

Flaş ara başlık veriyorum, iyi bir kamp için doğaya uyumlu, rahat ve mümkünse yedekli kıyafet… Yürümeye devam, tabiatı tanımaya devam… Hayvan yolları vardır, dikkat ederseniz fark ediliyor. Oralara yakına çadır kurmayınız, bana kalırsa izin büyüklüğüne göre mekandan uzaklaşın hatta:)

Kamp yürüyüşü

Mantar ailesi de doğa yürüyüşünde…

Yürü, uzaklaş, dinlen, devam et…

Yürüyüş sırasında  kara yengeci gördük. Video çektim ama kayıta basmayı unutmuşum, ilginçti gerçekten. İlk defa gördüğüm bitki ve çiçekler… Yaban güzel tamlamasına uyan bir sürü kare eşliğinde yürüdük. Çamurlu alanları sekerek, dikenli dalları tutarak, bol nefesle ciğerleri bayram ettire ettire. Unutmadan yazayım, kamptan hafızamda kalan koku geliş yolunda taksinin penceresini açtığımda içeriye dolan o müthiş koku. Kekik, çiçek, yağmur, yeşil ve toprak kokusunun karışımı. Damardan etki eden, baş döndürücü… Trekking bitti dönüyoruz, doğadayız her şey doğal deyip yemiyoruz. Alt dudağın içine sürüp bir ön test yapabilirsiniz. Bu bilgi gerekecek kadar sıkı kampçı olmam herhalde ama metodu öğrenmek iyi oldu. Şimdilik cepte kraker iyidir. Başlığı açıklıyorum, doğada yürüyüş beni kafamın gereksizlerinden uzaklaştırıyor, dinlendiriyor, iyileştiriyor, devam gücü veriyor.

Samandere şelalesi

Samandere Şelalesi hem gizemli hem ürkütücü

Düzce Şimşirlik kampı rotasına devam

Hep şu tembelliğimiz yüzünden kaçırıyoruz fırsatları. Pek çok gezi ve keşif,  yolu gözümüzde büyüttüğümüz için hep hayalde kalır. Bizim kamp İstanbul ve Ankara’nın ortasında Düzce Şimşirlik bölgesindeydi. Başta arabayla gitmeyi düşünsem de birkaç gün öncesi İstanbul’da 3 saat yoğun trafikte kalınca dedim, otobüs iyidir, yol seyri dinlendirir. Düzce istikameti bağ bahçe, yeşildir,güzeldir. Otogardan Beyköy dolmuşu, oradan taksi ile kamp alanımıza kolayca vardık. Hep derim, yol hali seyahatin en sürprizli en keyifli kısımlarından, öyleyse gözümüzde büyütmeyelim. Kampta insanın zihni, iştahı, tekmili birden bütün çakraları açılıyor bence.

Trekking sonrası taş boyama yaptık, hem sohbet hem kollektif çalışma hem de sanatçı ruhun dışa vurumu oldu hepimiz için:) Hocamız Oya hanım doğanın içinde dört dörtlük bir atölye çalışması yaptırdı bize. Program doluydu, akşama doğru Samandere Şelalesi Tabiat Parkı’na gittik. Şelalenin etrafı 400 küsur basamaklı merdivenle bir gezi parkuru haline getirilmiş. Birbirini izleyen, coşturan kimi zamanda cadı kazanı denilen dip bölgelerde kavuşan 3 şelale var burada. Kimi yerde tropik bir havası var kimi yerde ise Avatar ya da Harry Potter film seti gibi bir atmosfer. Görülmeye değer…

Temiz havada nasıl güzel bir acıkma hissi, bir bardak çayın katlanan lezzeti, sohbet, tatlı bir uyku hali… Bir gün öncesinden çoğumuz yorgun ve uykusuz gelmişiz ama oksijen etkisi, yeşil dopingi herkes enerjik. Karanlık çökmeden yemek işi halledildi kampta, biz evden soğuk sandviç yapmıştık onları yedik. Sonrası kamp ateşi sohbeti. Sık sık kafamı arkaya atıp yıldızlara baktım. Hem kalabalıkla muhabbetin hem güvenli yalnızlığın tadını çıkardım. Kamp alanımız Şimşirlik Alabalık tesislerinin sahibi Sezgin Hanım doğa aşığı bir insan. Uzun yıllardır burada yaşıyor, aynı zamanda belgesel hazırlıyor. Kampçı dostlarından oluşmuş büyük bir ailesi var burada. Açıkçası tanıştığım herkesten bir şeyler kaptım, ruhuma bedenime çok iyi geldi ilk kamp deneyimi. Gece nasıl mı geçti? Hava yağmurluydu ama çok güzeldi. 20 kere filan uyandım, ruhum kampçı bedenim şehirli de ondan. Bir de tabi uyku tulumuna gerek yok dedim, büyük konuşmuşum…

Melen Çayı'nda rafting keyfi.

Rafting rafting olalı böyle ekip görmedi:)

Kürekler havaya Pegasus

Sabah uyanıp, mahmurluk, keşif ve fotoğraf turlaması ardından kahvaltı sonrasında çadırlarımızı toplayıp Şimşirlik’le vedalaştık. Bekle bizi Melen geliyoruz diyerek yola koyulduk. Dokuzdeğirmen Köyü Melen Çayı kenarında raftingçilerin konuşlandığı bir yer. Dokuz değirmenden kalan ikisinden birini de ziyaret ettim. (Böyle de cümleler kurarım, tekerlememsi:) Hemen hazırlandık, hem bizim organizasyon hem rafting firmasının ki gayet uyumlu gitti. Önce rafting kıyafetlerinizi ya da kendi kıyafetinizi, can yeleği, kask ve rafting ayakkabısını giyiyorsunuz. Bot üzerinde yerleşim ve kısa bilgilendirmeden sonra doğru suya. Çantalar da servislerle varış noktasına gidiyor.

Bizim rafting hocamız çok kafaydı:) Grup adımız Pegasus oldu. Talimatlar şöyle, kürekler havaya değince kürekleri kaldırıp Pegasus diye bağırıyoruz. Kürekler t şeklinde kavranıyor, yoksa bilardo sopası gibi her kafayı uçurabilirsiniz. İleri ve geri kürek çekme, dal çalı geldiğinde eğil komutu, bazen bot içine yerleş durumu var. Bir de tabi su savaşında hoca tamtam çaldı mı Allah ne verdiyse kürekle göndermece. Melen’de yüzdük, düştük akıntıya kapıldık, düşeni tuttuk çıkardık. Kayalığa toslayıp, karaya oturduk. Çok eğlendik, 13 km nasıl geçti anlamadık, hadi yine yapalım dedik hepimiz. Herkese tavsiye ediyorum. Su, adrenalin, ekip sporları seviyorsanız durmayın:)

İlk kamp deneyimi tatlı bir yorgunluk eşliğinde bitti. Kamp arkadaşlığı asker arkadaşlığı gibi bir şey olmalı… Vedalaştık ama tekrar görüşmek dileğiyle… Teşekkürler gezmeninkaravancası ve piagezgin 

 

 

4 yorum
Write a comment