İstanbul Kimin?

Öteki kim?

İstanbul benim… Seviyorum demekle iş bitmiyor, sahiplenmek, kafa yormak, keyfin de cefan da bana hoş diyebilmek lazım. İstanbul kimin? Hepimizin bu şehir. Belki kendine özgü kültürü, dili, mutfağı, gelenekleri var ama hemşehrilik şemsiyesi en geniş diyar burası. Türkiye karması burada yaşıyor, kaymak tabaka çok gibi görünse de Boğaz’ı bir defa bile görmeden kaç yüz binler ömür geçirmiştir kim bilir? Bugünlerde herkes İstanbul kimin bunu konuşuyor. Nokta koymaya geldim, yaz kızım yıl 2019 mayıs, güzel bir bahar günü canım İstanbul kimin derdiyle heba oluyor…

Öteki kim?

İstanbul’u biz yöneteceğiz savaşında da bir öteki sorunu var. Öteki kim peki? Yeni yeni kavramlar çıkıyor. Mesela insan biriktirmek… Bana çok acı geliyor bu laf, çünkü yalnızlığı ve artık tren kaçtı elimizdekileri tutalım çaresizliğini anlatıyor sanki. Sahi tren kaçtı mı? Artık eskisi gibi olamayacak mıyız? Ümitsizlik de hiç bana/bize göre bir şey değil. Hele ötekileştirmek lafına iyice sinir oluyorum. Arkadaşım, akrabam hatta ailemle öteki konumuna düşmekten yoruldum/duk. İster eski kafalı deyin ister bu neyin kafası deyin. Herkes kendi içinde isyankar, sonunda çoğulcu bir ruh ateşlemezsek insan biriktirip koleksiyon yapacağız ve her ötekiden biri olacağız. Dayatılan bu, kabul etmiyorum. Kendime dava edindiğim ne varsa, ölsem dönmem. Dava dediğin ucunu bırakmadığın, yapıştığın yeri geldiğinde tırmaladığın her şey. Yüreği sıkıştıran ya da ferahlatan yegane şey. Benim için çokta tın nevinden olsa da, evet ötekileşirme gerçekliği var ve bu durumdan sıkıldım, çok sıkıldım. Sosyal medya laf kalabalığı bir yer olduğu için şu dijital arşivime not düşeyim. İnşallah, gün gelir artık normaliz çok şükür diye de yazarım şuraya.

İstanbul kimin?

İstanbul ve altın saatler

Başka İstanbul yok!

Bak bu laf da güzel bir laftır, İstanbul için söylenmiş görünse de aslında vazgeçilmez, değerli her şey için kullanılabilir. Ama ne ironidir ki İstanbul sahip olduğu onca sevdaya rağmen hak ettiği muameleyi görmez. Uygarlıklar başkenti, Osmanlı İmparatorluğu’nun başşehri İstanbul ucuz rant uğruna betona döndü son yıllarda. Tarihi yarımada silueti bile bundan nasibini aldı. Nasıl tatlı bir paradır, nasıl azgın bir nefstir ki gözü hiç bir şey görmez. Sadece Boğaz’ın kenarında bari seyirlik tadımlık İstanbul yaşasın insanlar değil mi? Ama yok, ne geçmişin izinin ne geleceğe dair ideallerin önemi yok. Şimdi bu kayıplara ses çıkarmayan kim varsa bana İstanbul’u seviyorum demesin. Halka seslenirken, müteahhitlerle bakışan siyasetçi modeli bitmedi daha bu ülkede?

İstanbul'a ne oldu?

Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından…

İstanbul’a ne oldu?

Ne çok şarkı, şiir yazılmış İstanbul için. Destanlar, efsaneler, masallar… Şimdi böyle bir şehrin şekilsiz kulelere gömülmesi, hele rezidansları yapalım yolları sonra düşünürüz diyerek trafiğin kördüğüm olması hiç yakışıyor mu? Avrasya tüneli, yeni metro hatları da bana mısın demedi, 3. köprü hatta Gebze-Halkalı raylı sistem bile sanki yıllardır varmış gibi full dolu gidip geliyor. Nerede saklanıyoruz ey İstanbul kalabalığı? İstanbul’a talip olanın işi çok, yükü ağır. Hafifletici tarafı ise halk olarak hesap sorma alışkanlığımız yok pek:( Benim önerim, İstanbul’a özel bir yerel yönetim modeli oluşturulsun. Belki bir konsorsiyum belki bir üst meclis. Çok seslilik ve sahiplik duygusuyla yönetilmeli bu şehir. Madem hepimizin madem önemli kendine özel kurallarla da yönetilebilir. Diyorum ben…

Ötekileştirmeyelim, kucaklaşalım gayrı…

Bir yıl kadar önce çok yakın bir dostumla İstanbul Üniversitesi’ne gittik. Kendisi 28 şubat mağduru bir hukukçu, başörtüsü yüzünden diplomasını alamamış sonra da evlilik çocuk derken avukatlık hayalini hep ertelemiş. Ailece bir süre yurt dışında yaşayacaklar, belki orada lazım olur diyerek diploması için beraber düştük kampüs yollarına. İstanbul Üniversitesi’nin heybetli kapısından girerken eliyle işaret etti, işte şurada ikna odası vardı, kaç arkadaşımız ağlaya ağlaya çıktı oradan, bak şu köşede de örtümüzü çıkartır, kendimizi çıplak hissederek komik perukları kafamıza takardık dedi. O perukları da kafamızdan çekiştirenler olurdu diye de ekledi, gözü yaşlı ve sesi titrek. Şimdi soruyorum, Deniz Gezmiş fotoğrafları ile çoğulcu demokrasi ve özgürlük haykıranlara, o zamanlar yok muydu Deniz Gezmiş demokratlığı, hayatta olsa Deniz Gezmiş ve arkadaşları bu genç insanların kimseye zararı olmayan inanç özgürlüğünden ötürü böyle ötekileştirilmelerine izin verirler miydi? Bence vermezlerdi…

Sancak kimin olsun?

İstanbul’un derdi bütün ülkeyi gerdi ya, meselenin özü derin de ondan. Benim özgürlüklerimin sigortası yine benim insanım olmalı. Biz ilk halkadan yalnızlığa ittik birbirimizi, sustuk arada canı yananlar oldu. Şimdi diğer taraftan bakalım, kimse benim giysime, hayatıma karışırlar diye korkmamalı. Burası hepimizin, haklar eşit. İstanbul asırlar öncesinden yaşayan azınlığın bile hakkını teslim etmiş. Bugün dininden korkan kim varsa bilmeli zorlaştırmayınız düsturu ile hoşgörü ile yaşayan bir inanca sahibiz. Şimdi iki grup var, arkadaş, komşu, bacı ve bu tür paranoyalar yaşıyor. Ben yoruldum… İstanbul özelinde tüm ülkemiz genelinde aşılması gereken bence bu, ötekileştirmeyelim kucaklaşalım gayrı. Bunları halledersek asıl her şey güzel olacak.

İnsanın evi sığındığı liman gibidir ya, dışarıda sıkılır bunalır ama evin kapısından girdin mi kendi alemine dalar biraz sakinleşirsin. O yüzden en gezgin ruhların bile ilacı evdir, yuvadır. Ülke de öyle, o da büyük ev gibi. Şimdi büyük evde huzur olmayınca hep bir taraf eksik, gülümsemeler asılı kalıyor. İstanbul fethini Peygamberimiz  (sav) müjdelemiş, sahabeleri yedi tepede manevi bekçilik yapıyor. Daha ne duruyoruz, hadi bakalım kavga edenler arka sıraya geçsin. Kimin hizmeti hayırlı olacaksa sancak ona gitsin, öbürleri de yardım etsin. İstanbul kimin görsün cümle alem…

 

4 yorum
  • Cevapla Mutlu

    10 Mayıs 2019, 19:21

    Merhaba, elinize saglik bu guzel yazi icin. Dogdugum , buyudugum Istanbul.

  • Cevapla sabahattin Gencal

    10 Mayıs 2019, 21:18

    Merhaba,
    Baştan sona güzel bir yazı. Doğru tespitler. Veciz cümleler…
    “İstanbul’un derdi bütün ülkeyi gerdi ya, meselenin özü derin de ondan. Benim özgürlüklerimin sigortası yine benim insanım olmalı.” cümlesindeki “özgürlüklerimin sigortası” kavramı siyasi düşünce tarihinde bel kemiği olacak bir kavram, bir tespit.
    Bilin bilir ben de övmek yoktur. Eğer yazımdan övgü çıkarılıyorsa bu tamamen sizin marifetizdendir.
    Başarılarınızın devamını dilerim.

    • Cevapla begonvilsokagi.com

      10 Mayıs 2019, 23:23

      Kıymetli Sabahattin öğretmenim, görüşlerinize takdirlerinize çok teşekkür ediyorum. Aklımdan geçen gönlüme düşen ne varsa yazıyorum. Sürç i lisan edersem affola.
      Yurdumuz için hayırlı ne ise o olsun, beraberlik içinde inşallah.
      İyi dilek ve hürmetlerimle..

Write a comment