EYÜP SULTAN’DA BİR GÜN

Eyüp-Sultan'da-Bir-GÜN

İstanbul’un manevi atmosferinden, ruhundan hep söz ederiz. Bu kadar karışık, çok sesli olmasına rağmen o atmosfer hala var. Beni bu şehre bağlayan en önemli sebeplerden biri de bu, hissediyorum ve besleniyorum. Ama bu maneviyat ne baskıcı ne ben bilirimci ne de sadece benimki türünden izler taşıyor, tam bir tebliğ dili var bana göre. Senin dinin sana benim dinim bana… Öyle olmasa asırlar boyu farklı etnik grupları aidiyet hissiyle içinde barındıramazdı sanırım. Farklı görünenler anlaşıyor da biz aynılık içinde neden tepişiyoruz işte sorun bu! Bir gezi yazısı için bu kadar fikir beyanı yeter deyip hemen İstanbul klasiklerinin başında yer alan Eyüp Sultan ziyaretine geçiyorum. Herkes gelsin ama herkes…

Eyüp Sultan’ın her köşesinde dua var.

Yeryüzünde insanın ruhuna en iyi gelen yerler Peygamberimiz’in (sav) izinin olduğu yerler. O’nun izini sürenlerin olduğu yerler de ayrı bir maneviyatlı ve ruha şenlikli oluyor tabi. Eyüp Sultan, asıl adıyla Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensari Peygamberimiz’in (sav) Medine’ye hicreti sırasında evinde ağırlayan sahabe. Devesinin evinin önünde çökmesiyle bu kutlu misafire talip olan ve İstanbul’un fethini müjdeleyen hadisi şerife tanık olmak için 90 yaşlarında bu topraklara doğru sefere katılan bir mübarek… İstanbul’un şansı, manevi kalkanlarının en önemlisi… Üç günlük İstanbul turumda Eyüp Sultan gezisinin cumaya rastlaması ayrı bir güzellik oldu. O müthiş dua halkasında benim de nasibim varmış, aklımda gönlümde olup duama dahil ettiklerimin de… Yerli yabancı turistler, merakından ya da ihtiyacından buraya koşmuş yüzlerce insan. Herkes bir duanın izinde gelmiş, manevi atmosferine ilgisi olmayanda bile bir sıcaklık bir rabıta hali başlar burada…

Ak sakallı dedeler:)

Eyüp Sultan Cami ve türbesinin en çok  ziyaret edildiği zamanlar başta cuma günleri, sabah namazları ve ramazan ayı. Ama duanın yeri ve zamanı yok, hep bağlantıda olduğumuz ve bizi hep duyan Rabbimiz’le aramızda hiçbir şey yok. Ancak kıymetli bir elçiyi araya koymak gibi düşünüp, dozunu kaçırmadan, huşu içinde dua etmek de çok güzel burada. Cuma günü hutbe ile başlayan ve tüm meydanı dolduran atmosfer, namaz saati yaklaştıkça saflara toplanıp, cami etrafında kümeleniyor. Eyüp Sultan Cami çok geniş bir alana yayılmış bir külliye, İstanbul’un fethini takip eden yıllarda 1458’de yapılmış, tadilat ve restorasyonlar şu sıralarda iç mekan ve çevrede yoğun olarak devam ediyor. Her köşede ayrı bir dua var sanki ya elinde Yasin cüzü okuyan ya tespih çeken ya da uzaklara dalmış mırıldanan insanlar var. Cuma sonrası elinde lokum, şeker, su ya da hayırlık ne seçtiyse onu dağıtanlarla sık sık karşılaşıyorsunuz. Allah kabul etsin deyip, Eyüp Sultan sokaklarını dolaşmaya devam. Bazı ritüelleri de pek anlamıyorum, sünnet olmuş çocukları niye getirirler, gelinler niye gelir? Bana bu kısımları sonradan uydurulmuş gibi geliyor.

Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesinin önü tam anlamıyla mahşer kalabalığı, karşısındaki duvarın önünde kendime bir yer buldum. O kadar kalabalık var ama herkesin de bir yeri var, mekanın bast olması bu olsa gerek. Kah dualarıma tövbelerime daldım kah da etrafı gözlemledim. Acaba ne dileği ne derdi var ya da neyin şükrünü kutluyor içinde diyerek süzdüm herkesi. Fotoğraftaki beyin hali her şeyi flu yapıp sadece onu netleştirdi. Bu kadar gönülden ettiği duadan pay sahibi olmak ister gibi kaptırdım kendimi bir an.  Allah duasını kabul etsin, fotoğrafını çektim ama o kadar güzel bir kareydi ki kendime hakim olamadım. Ama tabi en canlı ve net kare hafızamda…

Bu birbirinden tatlı aksakallı dedeleri de çektim çabucak, ne yapayım dayanamadım. İlk dedem böyle gülümsemese belki çekmezdim:) Eyüp Sultan’da farklı yollardan/tariklerden insanlar, inancını hangi boyutta yaşıyor olsa da aynı kıbleden tek ve bir Olan’a yönelmiş. Ruhumun yıkandığı zamanlardan birini daha yaşadım bu manevi sel içinde. Çok şükür… Kalabalık içinde bencil davranan, tadil-i erkana uymayıp sıkıntı verenler de oluyor ama oluşan nur sarmalı içinde çözülüp gidiyor ayrılıklar. Unutmadan, Eyüp Sultan Cami hep açık ama türbe ziyareti 09.30 ve 16.00 saatleri arasında.

Eyüp Sultan Cami avlusundaki asırlık çınarın da bir hikayesi var. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan Eyyüb el-Ensari hazretlerinin kabrinin bulunmasını ister. Hocası Akşemsettin kerametiyle bulur, yerini belli etmek için baş ucuna çınar diktirir, bu görkemli çınarın da hikayesi böyle. Tv programı çekenler, bir köşede oturup sohbet edenler İslam aleminin olmasını dilediğimiz birlik ve beraberlik iklimi bu avluda. Maalesef günümüzde sadece kutsal mekanların gölgesinde yoğun bu iklim biraz ötesi alabildiğine dünyalık…

Eyüp-sultan'da-bir-gün

Mihrişah Valide Sultan Sebili

Eyüp Sultan ziyaretinde neler yapılır? Sadece türbe ziyareti, namaz kılıp ayrılmak yetmez, etrafta gezilecek o kadar çok yer var ki. Her adımda bir Fatiha göndermek geliyor insanın içinden, mevtalar sadece mezarlıkta, türbede mi? Fotoğraf tarihi Cülus yolu üzerindeki Mihrişah Valide Sultan Sebili. Eyüp Sultan Osmanlı Tarihi boyunca padişahların tahta çıkma ve kılıç kuşanma törenlerinin de yapıldığı yer olmuş,  cülusun kelime anlamı da zaten bu. Yol üzerindeki bu görkemli sebilden asırlar boyu suyun yanı sıra kandil, bayram ve tören zamanları şerbet dağıtılmış. Osmanlı mimarisinin ince işçilikleri ve özgün sanatın örneklerini bolca görebilirsiniz Eyüp Sultan’da. Buraları ilk defa gördüğüm için ilgiyle gezdim.

Eyüp, çarşı, tespih

Eyüp çarşısı

Eyüp Sultan’da ne yenir derseniz, İstanbul’a özgü tüm lezzetleri bulabilirsiniz derim. Çünkü cami ve külliyenin etrafı zengin bir yeme içme ve çarşı alanıyla kaplı. Meşhur sabah namazları sonrası yapılan kahvaltılardan tutun da 7/24 açık olan mekanlara kadar hayat canlı devam ediyor. Hediyelik alışverişi için de Eyüp çarşısında yok yok. Hac ya da umre ziyareti yapmış olanlara anılarını tazeleyecek bir atmosfer de sunuyor buraları. Cuma sonrası ya da ramazanda iftar ve teravihin ardından sokaklar dolu.

Eyüp, mezarlık, mezar taşı, külliye

Eyüp mezarlığında Haliç’e paralel bir yürüyüş yolu var.

Eyüp Sultan’a ziyarete geldik Pierre Loti tepesine çıkıp Haliç’i şöyle bir seyretmeyelim mi? Gitmezseniz olmaz! Muhtelif yerlerde yönledirme tabelaları göreceksiniz, teleferikle de çıkabilirsiniz, sıra bekleme abla gel dolmuş var diyenleri takip edip öyle de gidebilirsiniz. Ama benim önerim çıkışı Eyüp Mezarlığı içinden yürüyerek yapın. Sağ yanınızda büyüyen siluetiyle Eyüp ve Haliç, kıvrıla kıvrıla giden arnavut kaldırımlı yolda solunuzda selam bekleyen kabristan ehli ve okumadan geçilmeyen hadis ve sözlerle dolu duvarlar. Mayışık ve huzurlu kediler eşliğinde bir bakmışsınız Pierre Loti tepesine gelmişsiniz. Ramazanda iftar sonrası da keyifli olur, geç saatlere kadar açık, yollar ışıklı…

Pierre Loti, tepesi, haliç

Pierre Loti tepesinden panoramik Haliç Manzarası

Pierre Loti tepesi Haliç’i kucaklayan Eyüp’ün kuş bakışı süzüldüğü bir noktada. Geniş bir seyir terasından hem fotoğraf çekmek hem seyir dürbünüyle etrafı izlemek hem de teleferiğin konumlandığı kısıma geçiş yapmak mümkün.

Pierre Loti, tepesi, kahvehane,

Pierre Loti’den Haliç’i keyf-i seyir:)

Pierre Loti Kahvehanesi, kırmızı beyaz pötikare örtülü minik yuvarlak masaları, cepkenli garsonları, manzarası, yeşillikler içinde seyr-i İstanbul keyfi ile çok hoş bir yer. Kalabalık, masa bulmak için bekliyorsunuz ama değiyor. Tepenin arkasında da çok zengin bir eski İstanbul var, oraları da görmeli mutlaka. Yeni öğrendiğim ilginç bilgi; burası uzun yıllar Rabia Hatun Kahvesi olarak hizmet vermiş, kadın girişimciliğinin tarihsel seyri:) Pierre Loti’nin buraları mesken tutup ismi ile müsemma hale getirmesinin ardından adı değişmiş. Ama yine bir kadın izi var o da “Aziyade”. Ancak mutlu son yok, Aziyade ölür Pierre Loti de bana sevda yolları diyerek döner ülkesine ama sevdası roman olur…

Pierre Loti, tepe, Haliç, teleferik

Teleferikle Pierre Loti Tepesinden iniş…

Pierre Loti tepesinden teleferikle iniş güzel ama çok kısa, bu tarihi ve yeşil dokuya bu kısa mesafe için gerek var mıydı diye düşünüyor insan.

İstanbul’da gönlünüzün ve gözünüzün doymasını istiyorsanız Eyüp Sultan ziyareti ilk akla gelen gezi rotası olur sanırım. Dönüşte tatlı bir yorgunluk olacak üstünüzde ama yol alternatifi çok, Ayvansaray’dan Haliç vapuru, marmaray, metrobüs ya da otobüs. Enerji doldum yürüyerek bile giderim diyenler, bendensiniz…

Gezmeye devam, başka İstanbul yok deyip kaçıyorum…

2 yorum
Write a comment