7. Koğuştaki Mucize

7.Koğuştaki Mucize

Bu gözyaşı ne uzun yollar katedip de damlıyor. Sen kalple vicdan arasında git gel, toplan birik, ciğerleri dağlayıp sıkıştır, boğazı düğümle en sonunda da son bir hamle göz pınarlarını yakarak yalayıp çık dışarı. Kurban olunur böyle göz yaşına… Ne yaşıyorsan harbisini yaşa. Baba kız sevgisini konu alan bir dram filminde hem kız çocuğu hem baba gibi hissetmek… Ya ne günler geçirdi şu ülkem deyip iç geçirmek… Yaşa be, adam gibi adamlar da var deyip böyle bir sevinç yapıp, ümit tazelemek için 7. Koğuştaki Mucize filmi izlenir. Herkese farklı görünür her film, fotoğraf gibi hatta resim gibi. Biraz aynandır biraz da büyütecin. Bak hele neler diyorum? Sanat dürtücüdür, içinizi dışınıza çıkartır.

Babam…

Her kız çocuğunun kahramanı babasıdır, öyle olmalı. Babalar öyle hissettirmek için çabalamalı. Her kız çocuğu kollarını kavuşturup, yaslandığı koca çınar bilmeli babasını. Zamansız gidişler, yetim öksüz kalıp sızıyla yaşayanlar müstesna ama hayatta iken her sevgiden hakkını almalı herkes. Hafta sonu sinemaya gittim deyip geçmeyin, iyi film seçerseniz biraz gülmek biraz ağlamak dışında bir sürü gelgitleri de sorguluyor insan. 7. Koğuştaki Mucize de böyle bir film… İçinde saf, temiz bir çocuk kalbi olan her şey yaşamaya, okunmaya, izlemeye değer. Aynı onun saflığında bir baba yüreği de olunca katmerlenmiş duygu yoğunluğu. İnsanın bir yavrusu olması bambaşka bir şey. Hatta sadece insana özgü değil, o yüzden Memo’nun yavrusu ve yavrusuna duyduğu katıksız sevgi çok güçlü ve bütün eksik özür sanılan şeyleri yenebilecek güçte. Bu filmde her kadın hem küçük kız hem baba yerine koyup kendini ana olarak çok derinine iniyor duygunun. Özlem var ya özlem… Ölümün sebep olduğu özlem çok acıtır hep kanatır da oraya teslimiyeti merhem yapıp sürüp durursun çaresiz. Ama hayatta iken özleme mahkum her sevgi çok fena, çok fena…

7.Koğuştaki Mucize

Herkesin mahkum olduğu bir yer var.

Kimler mahkum kimler özgür?

“Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.” Dava sahibi herkes bu konuda hemfikirdir her halde, ama hak bir davası olmayana da insan denir mi o da ayrı konu. Özgürlük kısıtlaması en ağır ceza ama yaşadıkça da tükenmeyecek, bir yol bulup çıkacak kadar da güçlü bir dürtü. Asıl mahkum olanlar vicdansız ve kalpsiz olanlar. 7. Koğuştaki Mucize sinema diliyle bunu iyi gösteriyor ve yanılgıyla, yanıltmayla, anlık hezeyan ya da cahillikle kötü olmuşla, keyfine nefsine yenik düşerek kötü olmuşun cezası bir değil/dir diyor.  Öyle ki bazen hukukun veremediği adaleti onlardan biri yüreklilikle veriyor. İnsan etrafına daha dikkatli bakmalı, çünkü bizi hayattan soğutan insanların dibinde hayatı sevmeye değer insanlar da var hep. Onlar için yaşamaya, mücadeleye devam. Kimler mahkum kimler özgür sorusu insana sıkı bir fırtına yaptıracak cinsten geldi bana. Tutuklu kaldıklarımız da var ve onlar hep cezamız değil…

12 Eylül 1980 kırılma noktası

Küçük bir çocuğum ve sık sık evin önündeki yol elinde pankartlarla, öfkeli slogan atan abilerle doluyor. Perdenin arkasından gizlice bakardım hep, beni görürlerse kızarlar hatta eve gelip götürürler gibi bir korku yaşardım. Uzun uzun da incelerdim, yüzlerini, davranışlarını… Aslında hepsi tanıdık, bildik, yakın yüzler ama niye düşman diye düşünerek. Bir de Kenan Evren vardı, torunlarına masal anlatacak dede tipinde ama bir diktatör havasında. Kimin mazlum kimin şer karıştığı, karıştırıldığı zamanlar. Bizim ülkenin kırılma noktası bir dönem. Bir daha gelmesin, dersimizi aldık dediğimiz ama yakın zamanda benzerini yaşayıp tarih gerçekten tekerrürden ibaret mi diye sorguladığımız bir dönem. Belki en kötüsü de başımızın tacı, her evin oğlu Mehmetçik üzerinden kandırıldığımız bir dönem. 7. Koğuştaki Mucize filmi bu dönem ve psikolojisine dokunup yaramızı hatırlatıyor. Asker kötü gösteriliyor algısı anlık bir yanılgı, herkes biliyor her Mehmetçik Peygamber ocağından gelir ama emirin demiri kestiği bazı anlar yanlışa yetiyor maalesef.

Filmde askerin yanlışa zorlandığı, işkence yapılan sahneleri izlerken hep rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu düşündüm. Ülkücü değilim ama bu ülkenin her görüşün sağlam adamlarına ihtiyacı var her daim. O da bir köşe taşıydı, cesur sesti kendilerince kıstılar. Ama işkence zulüm durduramaz ki böyle insanları. Hapisteki zor yıllarında yazdığı şiiri geldi aklıma. Kendime dedim sağlam teslim olanı kim teslim alabilir ki? Güzel adam, güzel şiir… Okumak isterseniz, “Üşüyorum.”

Mucize Hakkı

Mucize çok güzel bir kelime. Ümit pompalıyor insanın içine ve diyorsun ki benim de bir mucize hakkım vardır. Ama sabır istiyor mucizeler, dua istiyor, safiyet ve inanç istiyor. 7. Koğuştaki Mucize hiç ummadığınız yerde ve zamanda gelerek sizin de ümitlerinizi tazeliyor. Dedim ki adam gibi adam olmak ne kadar değerli. Erkeklerin tekelinde değil tabi, asıl olan adamlık değil ademlik burada. Mutlu son dediğimiz şey kolay olmuyor, bedelsiz olmuyor bunu teyit ettik yeniden. Olsun milletçe zor severiz.

İnancı şekle bağlamadan, ait olduğu yerde büyüterek pek çok mucizeye tanıklık edebiliriz. Bir de Neşet Ertaş türküsü koymuşlar ki tam yerine, budur dedirtiyor. İzlerken içim hem ısındı hem titredi hem de ferahladı. Dört mevsim duygu geçişi iyidir, film tavsiyemdir.

 

*Filmin senaryosu Güney Kore’den uyarlama eleştirileri için de şunu demek lazım. Bafa Gölü’nün kıyılarında, Anadolu’yu yaşadığımız bir film olmuş. Bize yakın tarihe, çok sesliliğe vurgu yaparak güzel bir hatırlatma yapmış. Sevgi asıldır gerisi hikaye diyerek evrensel mesajı korumuş ama gerisini de hep bizden işlemiş. Çok da şeyetmeyelim o zaman.

 

16 yorum
Write a comment