Bu kavramı kendim uydurdum sandım, sonra Google’a bir baktım benden önce davranmışlar. Ne ara yalnızlık, seçilmiş yalnızlık kısmını bitirdik ve derin yalnızlık yaşıyoruz. Bundan sonra daha ne olabilir ki? Tekil yalnızlık mesela, kendine bile tahammülün yok. Ya da yalancı yalnızlık, trend olur herkes başlar mış gibi görünmeye. Başlığı görüp gelenler, toplaşın bu konu derin…
Neler oluyor bize?
Başlığa tıklarsanız İlhan Şeşen’in güzel şarkısı neler oluyor bize dinleyebilirsiniz. Şarkıda ayrılık sonrası hissettiği yalnızlığa atıf yapmış, ancak o tür yalnızlıklar geçicidir, aşkın da geçici olduğu gibi. Asıl sormak istediğim neler oluyor bize de bu hale geldik ve derin yalnızlık çeker olduk. Kalabalık sofraların ilaç olduğu duygu durumumuz artık o sofralar uzak olduğu için ümitsiz mi? Doğumdan başlar kalabalık olmanın, paylaşmanın güzelliği. Ölümde ise en kötüsüdür yalnızlık… Kime sarılıp ağlayacaksın, kimin yüreğine tutunup ayağa kalkacaksın? Bu geride kalanlar için geçerli, giden zaten kendini kurtarmış oluyor.
Politik yalnızlığa karşıyım
Toplumsal yalnızlık vardır ve sebebi de siyasi politiktir çoğu zaman. Neden? Ayrıştırmak, kutuplara ayırmak politikanın işidir çünkü. Yandaş olursanız çoğalmazsınız aksine yalnızlaşırsınız ama günü kurtarmak için yaşayanların siyaseti hep bunu yapar, başarır da. Ayrışmak güçlü milli bağları da, gelenekleri de seyreltir, toplumsal sinerji azalır. Yalnızlık başlar… Vatanında kendini yalnız hissetmek çok ciddi bir sıkıntı, en dıştaki savunma kalkanının zarar görmesi gibi. Katman katman içerilere ilerler, ümitsiz, amaçsız, yorgun insanlar artar. Düşünmesi bile kötü, yanılıyor muyum sizce?

Nemo yalnızlık sever
Hepimiz Nemo’yuz
Ayrışmak bizi toplumsal yalnızlığa itiyor, sonra gelsin derin yalnızlık sendromları dedim. Bazen bizden uygarlar dediğimiz hayvanlar aleminde de durum parlak değil. Kayıp balık Nemo’nun kahramanı palyaço balıkları da yalnızlık severmiş. Kendi türlerine tahammülleri yok, üzerindeki çizgi sayısına göre tanıyıp kendi türünden olana saldırganlaşıyor. Çok şaşırdım, hiç yakıştıramadım. Ama onlarınki dürtüsel bizim yaptığımız ise akılla, şuurla yapılan ötekileştirme. Biz yine de doğayı örnek almaya devam edelim.
Tabii kafaya taktığımız bir ton düşünce de yalnızlaşmaya sebep. Ama balık değiliz ki iki kulaç sonra unutalım. Hem unutursak hatırlayıp yarenlik ettiğimiz bir sürü anımıza ne olacak? En çok anı biriktirecek potansiyel genç kuşak ise kalabalıklar içinde derin yalnızlık yaşıyormuş. Bunu da araştırma yaparken öğrendim, farklı sebepleri de var tabii.
Yapay zeka yalnızlık sebebi mi?
Yapay zekanın gençler için teknik bir araçtan öte duygusal bir liman haline gelmeye başladığı ortaya çıkmış. ChatGPT’ye soru sormak yalnız hissettiğinde daha sık yapılıyor ve bir kısır döngü içinde gençlerin %30’dan fazlası insanla konuşmaktan daha kolay olduğu için bu yolu seçiyor. Sosyal medya paylaşım ve etkileşim üzerine kurulu bir dünya olsa da yalnızlaşmanın sebebi. Ekran süresi arttıkça yalnızlık da artıyor.
Aslında bunları yazmayı düşünmemiştim, kendi derinime bakmaktı niyetim. Yalnız hissettiğinizde empati yapmayı bırakırsınız, belki biraz daha umarsız olursunuz. Yalnız kaldığınız dünyadan kopmak ya da intikam almak gibi bir şey. Diğergam diye bir kavram vardır mesela, severim. İnsaniyet içerir, dayanışma ve sevgi içerir. Artık iyice azalan değerler gibi diğergamlık da bitmek üzere. Vefa, sadakat ve samimiyetin azaldığı gibi. Bunlar olmayınca ne yapacaksın, küçük dünya ve az insan…
Bakkal amcalar gitti, yalnızlık geldi
Sanırım benim çocukluğumda etrafımızda hiç psikoloğa giden yoktu, sanırım psikolog da pek yoktu. Gidene de vah yazık kim bilir ne derdi var diyerek bakarlardı, ya da ruh hastası muamelesi yapılırdı. Şimdi gidenler daha çok konuşacak, dertleşecek insanı olsa etrafında belki gerek duymazdı. Kabul edelim sadece konuşup, içini dökmek için çok giden var terapi seanslarına. Evet benim çocukluğumda psikoloğa giden yoktu, çünkü konuşacak, derdini paylaşacak insan çoktu. Mahalle bakkalları bile ayak üstü sohbet edilen komşular değil miydi? Bizim bakkal Tahir amcayı özlüyorum. Düşünsenize sokağa çıktınız selam verip, hal hatır edilen duraklarla ilerliyorsunuz. O zamanlar istesen de yalnızlık olmayan zamanlardı, şimdi duyarsız, maskeli yüzlerle bakışmak yerine delikanlı gibi derin yalnızlık yaşıyoruz.
Ben insan seviyorum aslında, hayat insanla güzel. Dostunla muhabbet, arkadaşlarla şamata bir gezi, sevdiğinin koluna girip dertleşmek bunlar güzel şeyler, vazgeçilmez şeyler. Ama artık çok az, herkes kendi yüküne yorgun, yalnızlık sebep mi sonuç mu belli değil.
Yaşlı ve yalnız insanlara hep çok merhamet beslerim, sanki yalnızlık yaşlılıkta olağanlaşır. Oysa tam tersi asıl o zamanlar bir ses ve nefes arar insan. Ruhu yaşlandıran bir şey insanın insandan uzak kalması. Şu sözü çok severim, insan insanın hem yurdudur hem kurdudur. Savaşçı gibi hissettiriyor hayat… Mücadeleci ruhlar bilenir pes etmez de, insanız neticede başına bir dayanak, kelamına anlam katan bir sohbet olacak illa ki. Velhasıl dünyanın bu halini sevmiyorum, bu durum derin yalnızlık getirirse de yapacak bir şey yok.





